Esemkulu Hakkında

 Hazırlayan Enver Çoban
                        
                        Aşağıda okuyacağınız bilgiler yaklaşık 25 yıllık bir çalışmanın ürünüdür.100 yıllık tarihi bugünmüş gibi yer zaman ve mekan belirterek anlatan,büyüklerinden duyduklarını bana anlatan 05.06.2009 Cuma günü 103 yaşında hakka yürüyen annem H.Veziha ÇOBAN,1987 yılında 105 yaşında hakka yürüyen Büyük taruz gazisi  H.Mello(Melik YOLDAŞ)a Mıso-i Mıçıke(Müslüm KAYA)ye sonsuz şükranlarımı arz ediyorum mekanları cennet olsun
                        Ayrıca Arkeolog Hamza GÜLLÜCE hocama da sonsuz teşekkürler ederim.
ANADULU,NUN YITİK HAZİNESİ
ESEMKULU KÖYÜNE HOŞ GELDİNİZ                                             HUN BI XER HATINE ESEMKULU YE
WELL COME TO ESEMKULU
KARYETÜNE TURRAHHİBİKUM EHLEN VESEHLEN ESEMKULU
 
ESEMKULU KÖYÜ
Tarihçe
 
         Yapılan yüzeysel çalışmalar ve kazılarda,Esemkulu tarihinin M.Ö 4 yüz yıla kadar dayandığı tespit edilmiştir.Köy içersinde Ev yapım çalışmaları sırasında Muhittin ÇOBAN nin evinden çıkan lahit mezarda bir adet toprak fincan ,bir adet testi(Kırık)hayvan avlamada kullanılan 3 adet kesici alet(Silah)bir dikiş iğnesi ile dişlerinin kesici kısımları körelmiş iskelet bulunmuş,Şanlıurfa İl müzesine teslim edilmiştir.
                       
         Bu iskelet üzerinde yapılan çalışmada dişlerinin çok sağlam olduğu,ancak kesici kısımlarının köreldiği,aşındığı tespit edilmiştir.Buda bize o dönemde avladıkları hayvan etlerini çiğ olarak yedikleri fikrini vermektedir.Derilerinden de giyecek olarak faydalandıkları ise mezardan çıkan dikiş iğnesinden anlamaktayız.Bu bulguları ve tarihleri araştırdığımızda Hitit dönemine denk gelmektedir.        
     
            Hititlerden sonra Romalılar Esemkulu köyünde ve yakınında sakultutan ve din gecik mıntıkasında 2 adet büyük yer altı ve yer üstü şehir kurmuşlardır.yer altı şehiri
                                                        
 Burada halen kalıntıları bulunmaktadır, bu şehirlerde şehrin su ihtiyacını karşılayan umumi su sarnıçları olduğu gibi büyük ailelere ait küçük su sarnıçlarına da rastlamak mümkündür. Barutçular ve çam,a hüsike denen yerde ve ziyaret mıntıkasında yaklaşık 200 adet Roma dönemine ait kaya oyma mezarlıklar mevcuttur.yapılan imar amaçlı kazılarda çeşitli pişmiş toprak kaplar ve testiler,roma sikkeleri boncuk lar bulunmuştur.Buralarda siyah taş değirmenlerde mevcuttur.
         Romalılardan sonra Bizans lilar burada hüküm sürmüşlerdir. Köy içersinde Kemal ÇOBAN,nın evinde çıkan yaklaşık 60 metre kare mozaik in Bizans dönemine ait bir kilise kalıntısı olduğu tespit
 
edil miştir.                                                
Mozaiklerin varlığı Kültür Bakanlığına bildirilmiş ancak kaldırılmadığından dolayı tahrip olmaması için köylülerce muhafaza altına alınmıştır.
Ayrıca Cindi miste(Cındi kesiktaş),in evinin altında da ayni tür mozaikler mevcuttur.Tim oğlu mıntıkasında mehser denen yerde şarap yada zeytin yağı fabrikası mevcuttur ki tümü kaya oymadır.
 
İslam dönemine ait çok sayıda sikke bulunduğu gibi,
 
 
 
 
Seyyid İbrahim bin Ahmed el rufa-i hz.kabırleri
     Duzza golle(Göl düzlüğü)isimli mıntıkada ziyaret olarak kabul edilen yerde köylülerce yapılan imar çalışması sırasında tarafımdan bulunup çıkarılan Arapça yazılı taş Arapça uzmanlarına okutularak çözümlenmiştir.Bu taşın üzerinde El fatiha-sahibe tül hayr-seyit İbrahim bin Ahmet el Rufai- fi seneti 1004 yazılmaktadır.(Burada yatan zat Peygamber efendimiz in torunlarından Ahmet el rufa-i sülalesinden seyyid İbrahim)Osmanlı döneminde hicri takvim kullanıldığı göz önünde
Bulundurduğumuzda bununda miladi 1583 yılına tekabül ettiğini görmekteyiz.1583 yılını zatın ölüm yılı olarak hesaplandığında bu yaşamın 9 Osmanlı padişahı Yavuz sultan Selim 1467-1520-10 nun cı Osmanlı Padişahı Kanuni Sultan Süleyman 1494-1566.-11 ci Osmanlı Padişahı 2.ci Selim 1524-1574.12 ci Osmanlı Padişahı 3.Murat Han 1546-1595 dönemlerine denk geldiği görülmektedir.(Rahmetli Buluntu hoca sık sık köye gelir,yaz gecelerinde evlerin damında köylülere vaaz ve nasihatte bulunur,bazı öğrencilere ders verirmiş.Bir sabah etrafına toplanan kalabalık,a haydı çıkıp birkaç dostumuzu ziyaret edelim deyince oradakiler hemen o gün şartlarında Mehmet,i Hüsne,nın,Şam eşeğini(Beyaz boz merkep,o zamanda bir taksi değerindeymiş,)getirir
Buluntu hocayı bindirir,hocanın gösterdiğe yola taraf giderlerken,mezarlıkta durur bir fatiha okuduktan sonra,bu mezarlığınızın kıymetini bilin,burada yatan 2 muhterem zat vardır.Hayvanlarınız buraya girmesin demesi üzerine oradakiler ısrarla hocam dediğin mezarlıklar hangisidir der.Israrlara dayanamayan buluntu hoca,sizi gidi sizi,ben o zatların yerini söylesem sizler sadece o zatların kıymetini bilecek diğer garibanlara kıymet vermeyeceksiniz,o nedenle ısrar etsinizde söylemeyeceğim der oradakiler daha da ısrar etmezler.
         Köy yerinde bir kaç taş,bir dağdağan ağacı görülen her yer ziyaret yanı kutsal yer olarak kabul edilir,buna benzer birkaç yer buluntu hocaya gösterilir,ancak hoca aradığım bu değil,deyip bir başkasına geçerler,en
       sonunda başka yok mu der ve boz eşeğini rampaya doğru sürer,köylüler hocam dağın tam tepesinde bir tane var ama çok yokuş gitmek isterimsin
Zaten hoca o tarafa doğru gitmektedir.Tepede ki ziyaret,e yaklaşık 10-15 metre kalınca etraftakilere aha babaoş yatıyor,aradığım budur der,köylünün az beklemesini ister,tabi o sırada,Buluntu hoca nin ya baba biz taaa Urfa dan yanına geldik,sen hala yatıyorsun dediğini duyan köylülerimiz hala vardır.Sık sık buraya ziyarete gelirmiş hata bir gün yine ziyarete gelmişken köylülerimizden biri ya hoca amca bugün bayram şehirde senin o kadar misafirin varken sen bu dağ başında,ziyarettesin demesi üzerine ,az sinirlenen hoca amca,     
 
Pilav günü etkinliğinden dört    
Etkinlik görüntüsü
 
                                                                
                                                     
///bu etkinliklerde sohbet ortamında değişik konularda çeşitli kararlar alınarak uygulanır,///   
 
 
 He babo he,onlar bizi her gün ziyarete gelince hoş,ayda yılda bir bizim gelişimiz mi dedi kodu oluyor.Köylü lafı dediğine pişman olur,hemen hoca amcanın ellerini öper özür diler.Ta o günden bu güne kadar her yılın nisan aynın ilk pazarı buluntu hoca anma ve dayanışma günü düzenlenerek pilav günü tertip edilir,yağmur duası ve şükür duası da yapılır.Bu gelenek 66 yıldır devam etmektedir.Pilav günü etkinlikleri çok neşeli geçer,bir dahaki 4gözle beklenir.

       Daha sonraları Adıyaman İlinden sürgün edilen ailelerimiz tarafından iskan ve imar edilmiştir.Bu konuya daha sonra değineceğim.Buraya Adıyaman dan sürgün edilen aileler,konar göçer durumda olduklarından ve hayvancılıkla uğraştıklarından dolayı,nerde mera ve ot bol ise oraya göç etmişlerdir.Bazen sıvasa,bazen Konya,Ankara ve Kırşehir e gitmişlerdir,genelde de Fırat kenarında bulunan Adıyaman da kalmışlardır.Bu göçler sırasında gittikleri yerlerde oradaki insanlarla olan diyaloglarından dolayı genelde o dönem Osmanlıda kullanılan bütün dilleri öğrenmişlerdir.Esemkulu köyünün coğrafik yapısına baktığımız zaman
       Bazı yer isimlerinin Kürtçe çoğunluğunun da Türkçe olduğu görülür.Mesela köyde bazı semt ve mevkiler vardırkı adları Türkçedir . Tim oğlu,Zem oğlu,Genecoğlu,Temaşa,Sakultutan(Sakaltutan)Siyahahmet dağı
Keklik deresi,haraba,çağılan,Çullu ovası,Barutçular,çam a Halle Ömme,çam a Hüsike,kuru çay,koleali gibi,Kürtçe yer adları ise Kefiri sinik(Sınılı taş ki buranın çok eski bir tapınak olduğu söylenmektedir.,Zınari sor,Zınnari gevr,     pışta kentere,bazen de karışık adlar mevcuttur.Düze mahser,e(Mahser Düzlüğü anlamında) Düze golle(Göl düzlüğü)Bu da bize gösteriyor ki atalarımızda çok dil, yani lisan konuşma kabiliyetine sahipler.                                                   
 
                       
 
 
  ESEMKULU KÖYÜNÜN ADI
          
         Bu konuda çok araştırma yapmama rağmen yazılı bir belge bulamadım. Ancak yaşlılardan duyduklarımı aktarmaya çalışacağım.
         Esemkulu adının nerden geldiğine dair iki görüş vardır
1.- Görüş: Zamanında burada Esem bey diye biri yaşarmış,bu Esembey çok zengin,çevreye hüküm eden,dürüst ve çok namuslu biriymiş.Hatta Kemal ÇOBAN,nın evinin yerindeki eski kilise kalıntıları üzerinde sarayı olduğu bilinmektedir.
temsili resım
                                                                                                                        
               
 
                                                                                                 Zamanında Tektek daği civarında Beylan isimli genç amcası kızı Hedlanı çok sever almak yani evlenmek ister ama kardeşler arasındaki küskünlük nedeniyle bu gençler kavuşamayacağını anlar ikisi kaçar.Ama iki sininde babası çok zalim olduğundan korkudan ne yapacaklarını şaşırırlar,çünkü yakalandıkları an ikisi de öldürülecektir.Yolda bir yaşlıya rastlarlar.durumlarını ona anlatırlar.Yaşlı adam gençler ancak ve ancak Esembey sizi kurtarır Esembey Ruha(Urfa)Hüvvak(Bozova) arasında yaşamaktadır.
           Bu gençler sora sora Esem bey in yanına gelir durumlarını ona anlatırlar. Esembey gençler başımın üstünde yeriniz olur,Eviniz gibi davranın aradan biraz zaman geçsin babalarınızın sinirleri geçsin bir şeyler yapar barıştırırım .Ondan sonra nikahlarınızı kıyarım,Nasılsa benim çocuklarım yok sen oğlum sende kızım olursun der.Kızı harem tarafına gönderir.
        
 
         Aradan epey zaman geçer Esem bey in hizmetçisi köle Ali, Hedlanı görür Hedlan çok ama çok
Güzel bir kızdır. Hizmetçi köle Ali hemen Esembey,e giderek beyim bu kızı hiç gördün mü çok güzel tam beyime layık.Esembey hizmetçisine kızarak Onlar benim misafirlerim,sen nasıl böyle bir şey söylersin,aklından bile geçirme.Hizmetçi kole Ali hiç rahat durmaz yalakalık olsun diye durmadan Esembeye kızın güzelliğinden bahs eder.
         Nihayet Esembeyin kalbine de vesvese düşer.Esem beyin de niyetlendiğini gören hizmetçi köle ali yalaka kendince bir plan yaparak yürürlüğe koyar.Beylan Ahırda Atlara ve koyunlara yem verdiği sırada köle Ali nin kız kardeşi Beylanin üstüne çullanarak ve elbiselerini yırtıp
İmdat diye çağırır Dışarı çıkan Esenbey ve diğerlerine Beylan bana tecavüz etmeye kalktı der.Hizmetçi köle Ali  kardeşinin planlı yalanları nedeniyle feryat eder ve Esembe ye Beylanı kötüler
Bunu duyan Esenbey Beylan ben seni nasıl bilirdim sen nasıl çıktın, güvenimi sarstın Ben şerefime leke sürmem senin cezan idamdır der ve Hedlanın tüm yalvarmalarına rağmen Beylanı asar .Hedlan,a da gel benimle evlen der.Hedlan asla kabul etmez aradan geçen zamana rağmen iki gözü iki çeşmedir.Bir deri bir kemik kalmıştır.Ama halen güzeldir.Esembey in ısrarlarına dayanamayarak Beyim bana 40 gün süre ver eğer 40 güne kadar yaşarsam söz seninle evlenirim Hedlanın niyeti 40 gün süre zarfında bir çare düşünmek olmasa da intihar etmektir.
         Hedlan  bir gün, bir çerçinin dolaştığını görür,kimse görmeden çerçinin yanına giderek.Kardeş sen bu eşyalarını satarak ne kadar kazanacaksın ki,köy köy dolaşmaktansa ben bu üstümde gördüğün altınların tamamını sana vereyim sadece bir şey söyleyeceğim onu yapmanı rica edeceğim,eşyalarında senin olsun der.
Çerçi bakar ki çok iyi bir alış veriş hemen kabul eder.Hedlan derki Tektek dağına gideceksin orda amcam oğlu Rüstem vardır(Tek tek dağında Rustem mağarası mevcutmuş).Eşkıya dır,Gönül davasından dağa çıkmıştır
Ona deki Esembey Baylanı astı, Hedlanıda kendine nikahlayacak,Hedlan çok zor durumda de
Yeter.Çerçi Beylan,hedlan ve Rüstem ismini duyar duymaz bacım altınların senin olsun bu bana görev oldu,çünkü sizin ailenizin çok iyiliklerini gördüm hemen gidiyorum,etrafın bilgilerini de aldıktan sonra , gider hemen Rüstem i görür durumu olduğu gibi anlatır.Rüstem hemen yanına adamlarını alarak yola koyulur
           Hedlan gece gündüz ağlamakta ağıt yakmakta, ah yar, ah yar diye dıye adı ahyar(Ağyar)a çıkmıştır.Çerçiden olayı duyan rustem Esemkulu na gelir.
          Rüstem çevresi çok,adamı bol olan Esembey le başa çıkamayacağını anlar,olaya üzülen
Çevre sakinlerinden de yardım alarak Bir gece Esembeye baskın düzenler.Esembey ve adamlarını öldürür hemen Hedlanı sorar.Biri derki Rüstem dün Hedlanın verdiği sürenin 40 inci günüydü baktı başka çare yok Beylanın
 
 
    ardından Esembey le evlenmektense zehir içerek intihar etti.Rüstem Gider bakar ki Hedlan odasında ölmüş.Ağlar..sinirinden etraftakilere hepiniz Esem bey e kul olmuşsunuz biriniz cesaret edip engelliyemediniz mi kul olmuşsunuz kul diyerek Höyüğün tam tepesinde mezarını kazdırarak bu zavallı kız iyi gün yüzü görmedi
Bari mezarı gün yüzü görsün der,mezarın şimdiki yeri ilk güneş ışıklarını gören bir yerdedir.
Ondan sonra Esem adının yanına kulu kelimesi eklenerek Esem ın kulları anlamında Esemkulu olarak adlandırılmıştır.Hizmetçi köle Ali yi de atın arkasına bağlayıp,yolda bir yere bağlar,yaralı olan hizmetçi köle Ali bir müddet sonra ölür,o bağlanan mıntıka köle Ali nin öldüğü yer anlamında anılır halen ismi köle ali diye anılır.Bu mıntıka halen kolueli diye bilinir.
         Hikâye çok uzundur ama ben kısa kestim.
     
 
2.-Görüş:
         Osmanlı Şikayet ve Maliye Defterleri'nde 1677'de "Adıyaman bölgesine doğudan gelen Rişvanzade İbrahim yönetiminde 800 kişilik Rişvan aşireti nin Adıyaman Besni kazasına bağlı Sığraz Köyü'ne  yerleştirildiği" ve bu bölgede bulunan diğer aşiret ve boylar  arasında yaşanan çatışmalardan dolayı bu bölgeden de çıkarılmaları için "1688'de Müfettiş Paşa'ya ve Hısn-ı Mansur (Adıyaman) kadısına buyruk verildiği" yazılıdır (Yrd. Doç. Dr. Faruk SÖYLEMEZ)
 
 
 
    Adıyaman civarında konar göçer durumda olan Rışvan aşireti mensubu 8 kardeş Osmanlı iskan politikası gereğince 1688 de Müfettiş paşa Hısn-ı Mansur kadısına emir vererek bazı aşiret kolları ile birlikte başta Suriye ve değişik yerlere sürgün edilmiş, Suriye çok sıcak olduğundan bir kısmı sıcaktan ve başka hastalıktan ölünce, Vatan hasretine dayanamayan ve yerleşik düzene yeni geçmiş olan bu kardeşler ve diğer rışvan aşiret kollarına mensup akraba gurubu aynı yıl geriye Adıyaman’a gizli olarak dönerler mera ve otlak için başka oymaklarla kavga edince paşa ya şikayet edilmişlerdir. Paşa emre riayet etmeyen bu kardeşler hakkında ölüm fermanı çıkartarak oraya bir paşa göndermiştir. Çevrenin ve annelerinin yalvarmaları ve ısrarları neticesinde, babaları derbent olarak şehit olan bu yiğit kardeşleri paşa kıyamaz Bir şekilde af edeceğini söyler,akraba gurubu ve  kardeşler bir daha yan yana gelmesin diye birisini, Hatay Kırıkhan, a,-Birisini Konya Cihanbeyli ye-Birisini Urfa Halfeti Zulfo harabelerine eski adı çakıllı şimdiki adı Çakallı köyüne-Birisini Adıyaman Çakallı köyüne-
Temsili resim
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Birisini Adıyaman Kucak köyüne,Birisini Konya Kulu kazasına ve diğer ikisini Osman ve Mehmet i haccı yı  de Esembey
Harabelerine Şimdiki Esemkulu na gönderir, Esembey harabelerine gelen kardeşlerden ikisi en
küçüklerine çok üzülürler o zamanki şartlarda  En küçük kardeşlerin Kulu ya sürgün edildiğini duyduklarında hasretine dayanamadıkları kardeşlerinin sürgün yeri olan kulu ismini kendi Esembey harabelerinin sonundaki bey silerek Esem-kulu olarak söylemeye başlamışlardır.(Hatta şöyle bir ağıt halen söylenmektedir
 
Kur re Reşiyan bi velatan reşşandın (Reşi çocuklarını memleketlere dağıtılar)
Her yeki lı velateki veşandın         (Her biri bir memlekete düşürdüler)
Şuna hesrran ji çave vane xun veşandın(Yaş yerıne gözlerinden kan damlatılar)
De verın kurremın verın                (Dı gelın çocuklarım gelın)
Fermana meran rabu de verın         (Yiğitlerin fermanı geldı  gelın)
 
Böylece Esemkulu adı ortaya çıkmıştır.Daha sonra Suriye den izinsiz olarak dönen diğer akrabalarının  1696- Antep Pancarlı yakınlarında çıkan çatışmada “fetva-yı şerif” gereğince Osmanlı ve derbentçiler tarafından çoğu katledilir. Katliamın geçtiği bölgeye bugün bile halk tarafından ‘Kabir Gediği, Rişwan Gediği ‘ diye anılır. (Cilt 129.Sayfa 23.Tarih :Muharrem 1108 -Ağustos 1696)
         1688 de Esemkulu ve civarına yerleşen ler bu vahım olayı duyar duymaz,yakın akraba bağları bulunan bu akrabalarının bir kısmını yanlarına almak ister ve peşlerine düşerler.çatışmadan sağ çıkanların bir kısmını ruha(Urfa ve hüvek(Bozova)arasına yerleştirir bunların nüfusları artıkça çevreye dağılırlar.
 Şimdiki halde Şanlıurfa merkezde, Esemkulu köyünde, İsa ören köyünde, Tülmen köyünde, .kurrezer de,Kurduk köyünde,sultan tepe de,Batmanda,Mardin Kovanlı köyünde yaşayanlar bu kardeşlerin ve sonradan buraya getirtilenlerin(Değişik kollardan) çocuklarıdır.Yaşlılardan duyduğumuz kadarıyla bu kardeşlerin Rışvan aşiretinin( Zerıkkan)  kolu,olduğu söylenmiştir.
 
ESEMKULU KÖYÜNDE İSKÂN:
          Sürgününden gizlice tekrar Adıyaman a dönen ve şikayet üzerine Adıyaman ili Besni kazasından sürgün edilen 8 kardeşten birisini, Hatay Kırıkhan, a,-Birisini Konya Cihanbeyli’ye-Birisini Urfa Halfeti Zulfo harabelerine eski adı çakıllı şimdiki adı Çakallı köyüne-Birisini Adıyaman Çakallı köyüne-
Birisini Adıyaman Kucak köyüne, Birisini Konya Kulu kazasına ve diğer ikisini(Osman ve Mehmet bey) de Esembey harabelerine kendi aileleri ve akrabaları ile gelirler, bu akrabalardan bir kısmı Tülmen ile sıtıkale köyü arasındaki Kotik harabelerinde konaklar, bir kısmı Tülmen,e yerleşir,bir kısmı Tülmen ile Kırkpınar arasındaki harabeye Zeyne ye yerleşir Esembey harabelerine yerleşen Mehmet , Osman ve maiyeti.Çadırlarını kurarlarken orda başka çadırlarda görür,çadır sahiplerinin yanına gidip,bizim burada iskan etmeye niyetimiz var.Kaç altın yada koyun derseniz bize satın derlerse de,orda daha önce ikamet edenler,biz göç etmeye hazırlanıyoruz bugün yarın gideceğiz,biz geldiğimizde burada yaşayanlar burayı bize bedava teslim etiler,bizde size bedava vereceğiz ne para nede koyun isteriz,bunun üzerine insanlıklarına karşılık olsun diye 15-20 koyun keserek onları davet eder,geri kalan kavurmayı da tuluklara koyarak erzak olarak verirler.2 gün sonra onlar giderler.
         Bunların gidişiyle birlikte iskan hazırlığına başlarlar,haraba kıraç olmasına rağmen çevrede epey miktarda bağ ve fıstıklık vardır ama ağaçlar hep menevgiç tır fıstık verimi vermez,kökleri Horasandan geldiği için İran da fıstığın aşılandığını bilirler,                                                                                         işte o ağaçlar
 
Fıstık aşısı zamanında 20 adet süvari ayarlarlar her bir süvariye belirli bir süre verilir,Fıstık aşısını ilk alan süvari çok çabuk gelsin diye atını 4 nala sürerek bir diğer süvariye,o süvaride diğerine teslim ederek Fıstık aşısının taze olarak yetişmesini sağlar ve aşısını yaparlar,böylece Türkiye’nin ilk fıstık yetişen yeri haline gelir.Şimdiki hal 400 yaşında fıstık ağacı mevcuttur..Rışvan aşiretinin
başka bir özeliğini de keşif ettim ki oda Rışvanlar her nerde yerleşmişlerse ilk tarım uğraşları fıstıkla uğraşmak olmuştur.
         Esembey harabelerine gelen Osman ve Mehmet kardeşlerden Mehmet
Şah Mehmet olarak bilinir,Tüm destek ve telkinlere rağmen eski vatanına ve kayıp ettikleri kardeşlerine dayanamayarak,gitmek ister,Ama Osman abisi giderse idam edileceğinden korktuğu için her kaçışında peşine atlı takar yakalayıp Esembey harabelerine getirir,bu kaçışlar öyle bir hal alır ki dayanılmaz vaziyete gelince şah Mehmet i Tu ya topel(Çok eski bir dut ağacı) denen meşhur dut ağacına zincirle bağlar,gece soğuktan etkilenmesin diye üstüne çul örter,sındıf ederler o gün bugün tüye topel,in olduğu yere çullu ova denilmiştir.(Sındıf demek genelde atlar çok uzağa gitmesin diye atların iki ayağına vurulan zencir pranga demek)Esembey harabelerinde meşhur Esemkulu kaynak akar suyu vardır bu su yaz kış akıp dere yatağından Basra,ya bağdada giderdi,son zamanlarda kurudu.Bir gün şöyle dediği duyulur,suya bakarak,ayağında prangalı olarak
 
Afe,afe    (Ey nazlı nazlı akan su)
Ti deri basray.bağdade..(Basraya bağdada giderken)
Bi mera ma hasrete,bıranı bafe (Hasret kaldık baba ve kardeş e)
Jı şahanra pır selamke(A.Kadir geylani kast edilerek)(Şaha çok selam söyle)
Be şah Mehmet dı ber,keytu,sındıfı bermendda maye(Deki şah Mehmet prangada)
          Der ve ağlar, bunu duyan lar gelip Osman abisine söylemişler, haline acıyan abisi çözün, nereye giderse gitsin, ama iki kişi onu takip etsin der serbest bırakırlar, epey sonra takip edenler gelir onun Batman tarafına gittiğini söyler,bunun üzerine şah Mehmet in ailesi ve ermişliğine inanan yaklaşık 15 çadır kalkıp şah Mehmet,in yanına gider,(Batmana giden bir kabilede Xelile Hammoş lardır,belirli bir süre sonra tekrar Esemkulu na dönmüşlerdir).Batman ve civarında yerleşir,onlardan olan çocukların çok olduğunu duydum ama tanışma imkanım olmadı.
 
 ESEMKULU KÖYÜNDE İLK İSKAN EDEN ÜÇ AİLE SECERESİ
 
MALA XELLE ÖMME -    MALA SALIHAN – MALA XELİLE HAM
Hecci                                        Hecci                                 Hecci
         Osman                                    Osman                               Mehmet
         Hacci Ömme                           Hecci                                 Dihar
          Mıste                                       Salıh                                            Ömme                                           Hecci                                    Xelil
         Ale                                          Mehmet                           Hamoş
         Ömme                                     Hecci                                  Xelil
         Xelle                                           Mıs                                 Dihar
         Mıheddin                                 Dihar                                  Mehmet
         Halil                                          Halil                                   Dihar
         Enver                                       Mehmet                              Ahmet
 
         Bu kardeş ve ailesi zamanla genişlemiş,yerlerinin iskan,a uygun olması nedeniyle yakın akrabalarını,kız alış verişinden dolayı akraba bağı olanları da çağırdıkları olmuş harabeyi kendilerine yurt edinmişlerdir.Harabeye en yakın yer olan Tim oğlundan dağın sonuna kadar,Hayrat semtinden yukarıya kadar ve
      Ziyaretin yanındaki bir kısım toprakları Xelil e Ömme kabilesi,ziyaretin yanındaki bir kısım yerleri ise Xelil e Hammoş lar ziraata açmış,daha sonraları çevre köylerden yerler alarak genişleyerek bu günkü duruma ulaşmışlardır.Salıhan
Kabilesi ise şimdiki köyün yakınındaki Erde Garısan denen yeri tarıma açmışlardır.
 
Temsili resim
                                                   
 
 
Su ihtiyaçlarını Esembey harabelerindeki pınardan karşılıyorlar ama ara çok uzak,bunun üzerine epey zaman sonra  halle ömme orda hayrat adında bir geniş sarnıç kazdırmış dere suyunun kışın buraya akmasını sağlamış yazında içerlermiş.halen mevcuttur.Ama Osmanlı zayıftır.Güçlü aşiretler çevreye talan seferleri düzenlemektedir.Burada da huzur yoktur.Çare olarak halen adı Temaşa ve Tim oğlu olan yüksek yere gözcüler koyarlar talan yapan eşkıyalar geldiğinde,at nallarından çıkan toz ve dumandan geldikleri anlaşılınca,
Bu gözcüler işaretle haber verir alabildikleri eşyalarını (at,yağ yün vs.)alıp atların yürüyemeyeceği dağlara çekilirlermiş.Malumunuz olduğu üzere at dağlık ve sarp yerde hareket kabiliyetini kayıp eder.
 
YAPILAN SON TALAN:
         Halle Omme bağ ve bahçelerin haricinde geçimini yerin uygunluğu nedeniyle hayvancılıkla da yapar.Beş oğlundan biri olan Ahmet(Gulış-sevdiğinden bu isimle çağırır)hayvancılığa çok meraklıdır.Tokluları Erkek koyunları)kesinlikle Sürüye katmaz.Belirli bir süre Koyun sürüsünü Ağıla getirir Tokluları o zaman sürüye bırakır,doğumlarına bir hafta kala sürüye tekrar ağıla getirir,bir hafta zarfında kuzularını aldıktan sonra sürüyü tekrar dağa çıkartırdı.
 
         Suruç tarafındaki büyük aşiretler Pijan-Dınan ve şeyhan Bu köyü sınır kabul ederek karışmaz yanımıza bulunan Kuzluk(Şimdiki adi Kızıl höyük)ten başlayarak önüne gelen her şeyi talan ederlermiş. Viranşehir tarafındaki büyük aşiretler ise, kızıl höyük köyüne karışmaz, orayı sınır kabul eder, Harabımızdan başlayarak talan yapmaya başlarlarmış.
         Halle Ömme nin oğlu Ahmet(Gulış)350 koyununu Kefırı Sinik denen yerde otlatırken
40 adet talancı,etrafını sarar bir kısmı koyun sürüsünü talan etmeye kalkar,koyunlar çabuk yürüyüp koşsun diye kulaklarını,kuyruklarını keserler.O talancıların başı da At üstünde elindeki mızrakla Gulış i öldürmek ister.Gulış kendini korumak için devamlı dağa taraf taşların çok olduğu yere doğru savunmaya geçer ki at yürüyemesin süvarisi olan talancı attan
aşağı insin,talancı tam mızrağı fırlatacağı sırada ,Gulış babasının o zaman Rusya’dan getirmiş olduğu loğlu tabancasıyla
 
 
 talancıyı vurur.Onun düştüğünü gören diğer talancılar düşen liderlerini bırakarak  koyun sürüsünü kaçırma derdine düşerler.(rahmetlik alıke zamme şöyle dermiş;biz talancıların geldiğini duyup guliş in birini vurduğunu duyduğumuzda köyden tam 40 sekban(keskin nişancı oraya taraf kaçtık arkamızdan Ayşe sile,fata haccı ve birkaç genç bacılarımız da sırtlarına su tulukları alarak peşimize düştüler,ne zamanki talancılarla savaşa başladık onlar hep zılgıt çalardı bizde heyecana gelirdik,ee lo babo ma ölüm kimin aklına gelirdi ki,20 miz ezeli silahlarımızı şişle doldururken 20 si o kaçanı kovalar mermilerini sıkardı,onlar sıktıktan sonra bu sefer biz kaçanı ve sürüyü kovalar mermilerimizi sıkardık,kantara çayında bir tane daha vurduk,baktılar vaziyet iyi değil,sürüyü bırakıp kaçtılar,bizde sürümüzü alıp geri geldik.)O sırada köyden de kadınlar sırtında su tulukları,erkekler ellerinde ezeli silahlarıyla talancıları kovalar,Kantara çayı yanında bir tane daha talancı
vururlar,epey bir savaştan sonra şimdiki çimento fabrikasının yanında talancılar Koyun sürüsünü bırakıp kaçarlar,sürüyü getirdikten sonra gidip öldürdükleri iki talancının cenazesini gömerler,her iki talancının da 8 adet örüklü saçları varmış,o zaman örük sayısına göre yiğitlikleri ölçülürmüş,Ondan sonrada talan olmamış.Hatta İbrahim paşa  nın bu olaydan sonra şöyle dediği söylenmiştir.Ben size kor Osman’ın çocukları bir araya gelmesin,gelirlerse güç yetiremeyiz demedim mı,bir daha o tarafa talan yapmayın.
           Talanların olmadığını gören dedelerimiz kaldıkları yerde su sorunu çektiklerinden dolayı 1918 yılı başında Esemkulu Höyüğünün olduğu yere gelmişlerdir. İlk gelen Bediri ale Xalle olmuş(Şimdiki mala bedir dediklerimizin dedeleri)Çünkü burada Yaz kış akan bir pınar mevcuttur. Burası çok sulak olduğundan her taraf kamışlarla dolu imiş.1920 de son kafilede gelince köy yeri haraba olarak anılmış ve otlak olarak kullanılmaya başlanılmış.Harabede halen dedelerimizin ev kalıntıları mevcut olup yerin kimlere ait olduğu belidir.Esemkulu bakir bir höyük üzerine kurulmuş,höyük üzerinde yaklaşık 300 hane kurulduktan sonra,ikamet edenlerin bir çoğu genelde eğitim için şehre göç etmişlerdir.Şehirde ikamet edenler son 20 Yıl zarfında kendi bahçelerinde yazlık evler yaparak yazın şehrin sıcaklığından huzurlu bir ortama gelmiş oluyorlar.
                                                         
böylece çok güzel  bahçeli  evler görünümü sağlanmıştır.
 
COĞRAFİK YAPISI:
         Esemkulu köyü şehir merkezinden 18 Km. uzaklıkta Bozova yolu üstünde olup Güneyinde vaiz kantara(Otluk alan)kantara daği ve meşhur Kaşmer daği Batısında sitıkale köyü,temaşa tepesi ve isaören köyü,kuzeyinde Kırk pınar köyü ve siyahahmet daği,doğusunda kızıl höyük köyü bulunmaktadır.
 
ESEMKULU,UNDA TARİHİ YERLER:
 
 Açıkça söylemek gerekirse Esemkulu köyünün her karışı tarih kokar,Atlamamak için tarihi mekanların yapılarına göre anlatacağım.                           
 
                              ROMA MEZARLIKLARI       


 Köyün Çam, a hüsıke denen semtinde, Tim
oğlu, Barutçular ve düze golle isimli semtlerde yaklaşık olarak 200 civarında Roma döneminden kalma kaya oyma mezarlıklar vardır. Bu mezarlıklar kayadan oyma olup yaklaşık yerin 2 metre altında 10 -11 basamak merdivenle inilmekte Düzgün kazılmış oda biçimindedirler.Odanın giriş tarafı hariç üç yönünde de bazen tekli bazen de 2 lı mezar yerleri sanduka şeklinde mevcuttur,Bu mezarlıklar açılmasın diye zamanında giriş kapılarına büyük yuvarlak taşlar konulmuştur.Bu mezarlıkları incelediğimiz zaman genelde iki çeşit mezar görmekteyiz,biri oda şeklinde ,bir diğeri ise basit usulle yapılmış karşılıklı iki pencere(Cam hane)üstüde taşla örtülmüştür.Burada açılmayan bakir mezarlık çok olduğu gibi,bazen de açtırılan bu mezarlıklar zamanında su sarancı olarak kullanılmıştır.
DİNGECİK VE SAKULTUTAN HARABELERİ:
 
Din gecik ve Sakultutan semtleri savunmaya elverişli yerlerdir. Bu nedenle Roma döneminde buraya iki adet büyük şehir kurulmuş, bu şehirlerde yer altında oturmaya elverişli evler yapıldığı gibi yer üstünde o zamanın imkanlarıyla çok büyük evler hatta saraylar yapmışlarıdır. Kalıntılarına baktığımız zaman 8 sütunlu 10 sütunlu sıralar halinde kalıntılarını görebiliriz.Bu şehirlerin her ikisin de de Umuma açık çok büyük su sarnıçları olduğu gibi,ailelere ait küçük su sarnıçları da vardır.Burada Devletimizce yapılacak olan kazılarda çok bilinmeyenin gün yüzüne çıkacağı,O civarda Kültür ve tarih turizm,in çok gelişeceği görülecektir.
 
MAHSER       :Esemkulu köyünün Tim oğlu semtinde zamanla Bizans döneminde çok miktarda zeytin ağaçları ve bağ var iken ihtiyaç fazlasını
 
değerlendirmek amacıyla belkide dünyanın ilk zeytin yağı ve şarap fabrikasını kaya oyma olarak kurmuşlarıdır.Bu mahser(Mahser ,ayakla basmak,ezmek üretmek anlamında kullanılmaktadır)Kayalar oyularak ezme yeri,Ezilen Zeytin ve Üzümün posasının dinlenme yeri ve Ezilen üzüm ve Zeytin suyunun dinlendiği yer ve diğer amaçlarla kazdıkları çeşitli ebatlarda havuzlardan oluşmaktadır.Bu havuzlar durumuna göre oyuklarla bir birine bağlıdır.
 
MOZAİKLER:     Köyün ortasında Kemal Çoban, nın evinin avlusunda eski bir kilise kalıntısı nin alt tabanına ait olduğu belirlenen ve daha sonrada Esembey,in sarayının olduğu salonda yaklaşık 60 metre kare civarında çok mükemmel döşenmiş çeşitli taşlarla süslenmiş içersinde bazen haç işareti ve çok güzel desenler mevcuttur.                                       
 
 
Zamanın Müzemiz müdürü çok değerli insan Hamza Güllüce ile birlikte kültür varlığı olarak değerlendirilmek istendi ama ödenek yokluğundan değerlendirilemedi,tahrip olmasın diye tarafımızca muhafaza altına alınmıştır.Köyün bir başka yerinde Cindi Kesik taş,in evinin altında da ne kadar olduğu bilinmeyen mozaikler olduğunu biliyorum,Çünkü Çocukluğumuzda Cindi Amcanın ev yapımı sırasında o mozaiklerden bilmeyerek taşlar söküp 5 taş oynardık.Taşların hepsi ayni ebatta idi.
LAHİT MEZARLIKLAR         :Yine Ev yapım çalışması sırasında Muhittin Çobanın evinde bir lahit mezar ortaya çıkmış,bu mezarın içersinde 3 adet kesici silah,bir pişmiş topraktan mükemmel fincan,bir testi  ve bir dikiş amaçlı iğne ile kesici yerleri körelmiş ama tüm dişleri sağlam kafa tası bulunarak müzemiz müdürlüğüne teslim edilmiştir.Bu Kemikler ve silahlar ile pişmiş toprak kaplar üzerinde yapılan araştırmada Bunun bir avcı olduğu,bulunan silahlarından beli olduğu gövdesinin üst kısımlarının olduğu fakat ayak kısmının da olmadığı bununda avlamak istediği hayvanlar tarafından parçalanmış olabileceği tahmin edilmektedir.Dişlerinin kesici kısımlarınınsa aşındığı ise avladıkları etleri pişirmeden yediğinden olsa gerek,Şunu anlamaktayız İlk demir çağında Avladıkları hayvanların etlerini çiğ çığ olarak yemekte,derilerinden giysi olarak faydalanmakta yanında bulunan dikiş iğnesinden anlamaktayız,bunların bir benzeri de Tarlalarda Traktörle çift sürürken değişik yerlerde çıktığına şahit olanlar var.Ayni Zamanda Köyün bulunduğu höyükte değişik tipte mezarlıklar çıkmakta,bazense pişmiş topraktan değişik ebatta küpler çıkmakta ki bunlarında yakılan cesetlerden kalan küllerin saklandığı mezar olduğu görülmektedir.Ayrıca Keklik deresinde sonu bulunamayan bir mağara mevcuttur.Sonun Şanlıurfa dan çıktığı söylenir.
 
 
 
 
TARIM   :
 
      Esemkulu denince Merkezin en büyük köylerinden biri ve ilk akıla gelen fıstıktır. Bu şirin köyümüzde boş tarla bulmak mümkün değildir.                                                                       
         Türkiye’mizin en eski fıstık ağaçları bu köyümüzdedir.Fıstık ağaçları bu köyden bütün yöremize dağılmıştır.Dumlupınar gazisi Melik yoldaş (105 yaşındaydı) amca dan duyduğum kadarıyla ki oda büyüklerinden duymuş,
 
       İşte 400 yaşındakı ağaçlardan bir kaçı                             
                                                                                                                
         Hulusi Mehmet, Şair yazar Eski Belediye başkanı Hulusi KILIÇASLAN,nın şimdiki fıstık bahçesi ve diğerleri zamanla çok büyümüş(Her bir ağaç kökü 3 kışının kucağına sığmayacak duruma gelmiş) fıstıkta kıymetli değil iken odun diye kesmişler,o köklerden çıkan filizler şimdi 2 kişinin kucağına sığmayacak durumdadır.Ağaç keserlerken bir tanesini gölgesinde
kelun(Pipo)içmek için bırakmışlar,tahminen o ağaç 400 yaşlarındadır.:Halen mevcuttur.Mezarlığı geçince sakultutan a girişte sağdaki en büyük ağaç.Eskiden beri süre gelen bir hayvancılık geleneği de vardır.Yaklaşık olarak 1000 adet